İçeriğe geç
4 dakikalık okuma Gayrinizami Pazarlama

🗣️Markaların Vaaz Devri (1/5) İletişimi Bırakın. Vaaz Verin.

İnsanlarla bağ kurmanın yeni bir yolu. (Aslında eski bir yolu)

🗣️Markaların Vaaz Devri (1/5) İletişimi Bırakın. Vaaz Verin.
Photo by Ilyass SEDDOUG / Unsplash

Size gönderdiğim son e-postada, sosyal medyada daha aktif olmak isteyip de olamayan markaları konuştuk.

Bunun nedeni özetle, bu markaların söyleyecek bir sözünün olmamasıydı. 

Makale diyordu ki, fiyat ve kalite dışında söyleyecek bir sözünüz, edecek bir çift lafınız yoksa, sosyal medyada aktif olamazsınız. Bu yüzden Kabotaj Bayramı postu falan paylaşmak zorunda kalırsınız. (Okumayanlar için o makale burada.)

Bu makaleye olumlu olumsuz çok tepki geldi.

Ben de, sosyal medyada nasıl aktif olabilirsiniz, bu işin gayrinizami yöntemi nedir, anlatmaya karar verdim. Bugünle birlikte, size toplamda 5 makale göndereceğim.

Ama önce, gelen tepkilere bakalım.

Söyleyecek sözünüz olmadığı için Kabotaj Bayramı kutluyorsunuz, makalesi üzerine bazıları demiş ki: 

“Aynen öyle. 23 Nisan postu hazırlıyorduk, okuyunca çok güldük. Ama canımız da sıkıldı”

Bazıları da diyor ki: 

“Markanızın söyleyecek sözü yok, demişsiniz. Nedir bu söyleyecek söz, nereden bulacağız?”

Bir kısım da bozulmuş. Onlar da diyor ki:

“Abi iyi güzel de, biz müşterimizle sosyal medyadan iletişim kuruyoruz, etkileşim halindeyiz, diyalog içindeyiz. İllâ ki söyleyecek sözümüzün olması gerekmiyor yani!”

İşte zurnanın zırt dediği yer tam da burası.

Pazarlama dünyası yıllardır ne söylüyor?

"Müşterinizle iletişim kurun. Etkileşim yaratın. Onları dinleyin, anlayın. Samimi olun. Karşılıklı konuşun."

Ajanslar bunu satıyor. Sosyal medya uzmanları bunu anlatıyor. Kitaplar, eğitimler, konferanslar hep aynı şeyi söylüyor.

Ne diyorlar?

İletişim. Etkileşim. Diyalog. Samimiyet.

Peki bunlar çalışıyor mu?

Hayır çalışmıyor.

Siz yapamıyor değilsiniz. Bu yöntem artık çalışmıyor.

Neden çalışmıyor?

Çünkü sahte.

"Sevgili pıtırcık takipçilerimiz, bugün Dünya Çevre Günü. Gezegenimize sahip çıkalım 💚 Siz gezegenimize nasıl sahip çıkıyorsunuz? Yorumlarda anlatın?”

Vıcık vıcık bir sahtelik.

Kim bunu okuyor? Kim inanıyor? Kim bir an olsun duraksayıp "ya gerçekten, şu markanın da Instagram postu ne güzelmiş" diyor?

Kimse. Hiçkimse.

Herkes kaydırıp geçiyor.

Çünkü karşısındaki şey samimi değil. Sahte. 

Samimi gibi görünmeye çalışan hayattan bezmiş bir plaza çalışanı.

Bir ajansta, bir toplantıda karar verilmiş, bir excel dosyasına atılmış, içerik takvimine işlenmiş, bir stajyer tarafından Canva'da hazırlanmış, 46 onay sürecinden geçmiş, sonunda yayına alınmış bomboş bir laf salatası.

Sahte.

Bu yüzden çalışmıyor.

Bu yüzden bu iletişim yöntemi artık ölü. Öldü. Allah rahmet eylesin.

Bu yüzden takipçi sayıları yüksek olan markaların etkileşimleri komik derecede düşük. Bu yüzden milyon liralar harcanan kampanyalar çalışmıyor. Bu yüzden "sosyal medya yöneticisi" pozisyonu bu kadar kısa ömürlü. Bu yüzden markaların büyük çoğunluğu sosyal medyada can çekişiyor.

Hiç kimse, hiçbir markanın kendisini dinlemek için orada olduğuna inanmıyor. Ortada bir kandırmaca olduğunu herkes biliyor. 

Bu çağ kapandı.

İletişim çağı kapandı.

Peki ne yapacağız?

Size bir kavram önereceğim. Pazarlama camiasında hoş karşılanmayacak bir kavram. Toplantıda söylerseniz, cık cık cık, size tip tip bakılacak bir kavram.

Vaaz.

Markalara artık iletişim değil, vaaz gerek.

Diyalog devri kapandı. Artık vaaz devri.

Nedir vaaz?

Vaaz tek yönlüdür.

Siz konuşursunuz, dinlerler. "Yorumlarda ne düşündüğünüzü yazın" yok. "Sizin fikriniz ne" diye sormak yok. Siz, neye inandığınızı söylersiniz. Marka, neye inandığını söyler. Kabul eden kabul eder, etmeyen etmez. İsterse gider.

Vaaz tartışmaya kapalıdır.

"Bence şöyle, siz ne dersiniz” demezsiniz. “Bu, budur, şu şudur” dersiniz. İddia edersiniz. Savunursunuz. Tekrar edersiniz. Pazarlık etmezsiniz. Taviz vermezsiniz.

Vaaz dışlar. 

Herkese hitap etmez. Herkesi ikna etmeye çalışmaz. Kapsayıcı olmaya çalışmaz. İnananları ister. Bazıları duyduğunda başını sallar, bazıları duyduğunda sinirlenip kaçar. İkisi de olur, olmalıdır. Herkesin kabul ettiği vaaz, vaaz değildir.

Vaaz kabile yaratır. 

Çünkü bir şeye birlikte inananlar, bir grup oluşturur. Sıkı bir grup. Aynı vaaza inananlar birbirine yaklaşır, o vaaza inanmayanlardan uzaklaşır. Bu doğaldır, insanlığın kadim mekanizmasıdır. (Binlerce yıldır çalışan bir sistem bu, bugün ben icat etmedim.)

İşte markanıza gereken budur. İletişim değil, vaaz.

"Ama bu biraz agresif değil mi?"

Evet, agresif. Olabilir. Farkındaysanız dünya da artık daha agresif.

Ama karar sizin.

İnsanlarla gerçekten bağ kuran, onları peşinden sürükleyen, onları müşteri değil takipçi, taraftar yapan bir marka olmak istiyorsanız…

Bunun yöntemi diyalog değil, vaaz.

Kurumsal nezaketle, herkese yaranmaya çalışarak, kimseyi kızdırmayarak, Dünya Çevre Günü postları atarak, Kabotaj Bayramı kutlayarak, etkileşim rakamlarını yalvararak artırmaya çalışmak isterseniz…

Bildiğiniz yönteme devam.

Ama bir bakın. Kendinize bakın.

Hangi markalara bağlanıyorsunuz? Hangi markaları sosyal medyada takip ediyorsunuz? Hangi markaların postlarını bir arkadaşınıza kendi rızanızla gönderiyorsunuz?

Bir bakın, düşünün.

Dikkat edin, onlar hep vaaz veren markalar.

Hepsi vaaz veriyor.

Siz de verebilirsiniz..

Peki nasıl vaaz verilir?

Vaaz rastgele bir söylem değil. Rastgele bir cümleyle başlayamazsınız. Rastgele anlatamazsınız. Vaazın bir yapısı vardır. 

Üç ayak üzerinde durur:

Bir kavramınız olur, sahiplenirsiniz. Zihinlerde size ait olacak bir kelime.

Bir düşmana karşı durursunuz. Mücadele ettiğiniz bir zihniyet, bir alışkanlık, bir anlayış, bir davranış… Düzeltmek istediğiniz bir şey…

Ve bir iddiada bulunursunuz. Tekrar ede ede savunduğunuz bir cümle.

Vaazın ortaya çıkabilmesi için bu üçünün bir araya gelmesi gerekir.

Önümüzdeki üç gün bu vaazın bu üç ayağını tek tek açacağım. 

Yarın ilk ayakla başlayacağız: Kavram. Markanızın sahiplenmesi gereken tek kelime.

Cuma gününe kadar her gün bir makale alacaksınız.

Yarına kadar şunu düşünebilirsiniz: Markanız iletişim mi kuruyor, vaaz mı veriyor?

Yarın görüşmek üzere.

Engin