CEO dertliydi. İki günlük oturumun ilk yarısının neredeyse tamamında aynı Excel tablosuna baktık. Fiyatlar, maliyetler, marjlar…
Kategorisinde gayet iyi bilinen bir teknoloji markasıydı. İki yıl öncesine kadar da işler tıkırındaymış. Peki iki yıl önce ne olmuş?
Çinliler gelmiş.
Aynı işi yapan benzer ürünleri neredeyse üçte bir fiyatına piyasaya sürmeye başlamışlar. Bayilerin bir kısmı da tabii ki hiç düşünmeden balıklama atlamış. Müşterilerin bir kısmı da…
Benimle de bu yüzden görüşmek istemişler. Ne yapmalı, nasıl yapmalı?
Ben durumu tam olarak kavrayabilmek için ilk gün sadece sorular soruyor, çoğunlukla dinliyordum. Ki bu sefer çok soru sormama da gerek kalmadan, patron tüm detayları anlatıyordu.
Oturuma başladığımızdan beri, alternatif çözüm yollarından bahsediyordu. Gündemlerindeki üçüncü çözüm yolunu anlattı: Düşük fiyat segmenti için yeni bir marka yaratsak? Çinlilerle o yeni marka çatısı altında çok daha alt kademe ürünlerle kapışsak? Bu sayede eldeki bilinen markamızı da fiyat savaşına sokmamış oluruz? Nasıl?
Başka alternatif yol var mı aklınızda, diye sordum. Yok dediler.
O zaman dedim, ben size bir şey sormak istiyorum: