Şirketler yeniliğe karşı değil. Herkes yenilik peşinde.
Yeni pazarlar, yeni ürünler, yeni müşteriler, yeni iş modelleri, yeni fırsatlar...
Bir patronla ya da üst düzey yöneticiyle çay kahve içerken, herkes yenilik istiyor, herkes yenilikten bahsediyor. Ne zamana kadar istiyor? Çay kahve bitip işe dönene kadar...
İşe dönünce gerçek hayata dönüyoruz.
Satış hedefi var. Ciro var. Bütçe var. Ay sonu var. Müşteri var. Patron var.
Sonra ne oluyor?
Herkes dönüp yine bildiği işi yapıyor, yenilik menilik boş veriyor, katiyen riske girmiyor.
Mevcut ürünü biraz daha iyileştiriyor. Eldeki müşterilere biraz daha fazla satış yapıyor. Çalışan kanala biraz daha bütçe koyuyor. İşe yarayan reklamın bir benzerini yapıyor.
Yanlış değil. Mantıklı. Neden riske girsin ki?
Ama riske girmemenin de riskleri var.
Stanford Üniversitesi’nden James March, 1991'de, Exploration and Exploitation in Organizational Learning isimli bir makale yayınlamış. Şirketlerin önündeki bu gerilimi, iki kavramla tarif etmiş: