Çoğu marka sadece işin “pazarlama” tarafında sorun yaşadığını düşünüyor. Bu aynı zamanda şu demek: Diğer her şey tamam. Pazarlamada zayıfız.
Öyle mi acaba gerçekten?
Değil gibi.
Bugün size direkt sahadan, cepheden, işin mutfağından bazı gerçekleri anlatacağım.
Geçtiğimiz yılın son üç ayında, 10'dan fazla markayla GEP yaptım. (GEP, markaların üst düzey yöneticileri ve patronlarla yaptığım, yoğunlaştırılmış bir strateji oturumu. Açılımı, Gayrinizami Eylem Planı.) Bu markalardan bazısı, çapıyla cüssesiyle dev yapılardı, bazısı da tek kişilik işletmeler ya da yeni girişimler...
Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz bir tomar kağıt da, o markaların yöneticilerinin, oturumdan önce onlara ilettiğim sorulara verdikleri yanıtlar. Hepsi, işletme ve pazarlama okullarında okutulmaya muktedir vaka analizleri oldu.
Kısa sürede bu kadar çeşitli markayla derinlemesine çalışınca, mutfaklarına girince, bu yanıtları okuyunca, 20 yıldır bu işin içinde olmama rağmen, beni bile şaşırtan, çok canlı, çok taze dersler çıkardım.
Bu yüzden de birkaç haftadır yazmadım. Zihnim durulsun, olan biten netleşsin diye bekledim. Şimdi daha net görüyorum.
Ve gördüklerim, bazen benim yazdıklarım da dahil, pazarlamaya dair orada burada atıp tutulanların çok ötesinde.
Hatta işin çoğunlukla pazarlamayla pek bir ilgisi yok. Pazarlamaya gelene kadar, bir markanın rayına oturabilmesi için, dikkat edilmesi gereken çok başka şeyler var.
Ve örüntüler benzer. Sendromlar.
Bazılarını sizinle paylaşacağım.
Kendinizde de bulabileceğiniz 3 tanesi aşağıda: