İnsanlar markanızın ne kadar farkında?
Reklam yayınlıyorsunuz, sosyal medya için düzenli içerik üretiyorsunuz, arada belki influencer…
Ay sonu raporlar geliyor: Erişim şu kadar, gösterim bu kadar, etkileşim yüzde bilmem kaç…
Ama tam tarif edemediğiniz bir boşluk hissediyorsunuz.
Kağıt üzerinde rakamlar bilmem kaç milyon kişiye ulaştığınızı gösterse de, satışlarda büyük bir sıkıntı olmasa da…
İnsanlar gerçekten markanızın farkında mı, yoksa suya yazı mı yazıyorsunuz, çok da emin olamıyorsunuz.
Bu his normal.
Çünkü aslında, adını koyamadığınız iç içe geçmiş iki farklı sorundan bahsediyorsunuz.
Görünürlük başka, dikkat başka
Çoğu marka dikkat sorunuyla görünürlük sorununu birbiriyle karıştırıyor.
Görünüyorlar ama pek de dikkat çekmiyorlar.
Kağıt üzerinde rakamlar fena olmamasına rağmen “acaba” diye sormanızın sebebi bu. Markanızın insanların dikkatini çekemediğinin içten içe farkındasınız. Ama bunun adını da tam koyamıyorsunuz.
Adını koyamadığınız için çözüm de aynı kapıya çıkıyor: Her ne yapıyorsak, daha fazla yapalım.
Daha fazla reklam, daha fazla içerik, daha fazla paylaşım, daha fazla influencer, daha fazla takipçi…
Daha fazla görünürseniz daha fazla dikkat çekeceğinizi zannediyorsunuz. Daha fazla görünmek daha fazla bütçe istediği ve o bütçe de sizde olmadığı için, bir de bunalıma giriyorsunuz.
Oysa ki dikkat çekmek, daha fazla görünmekle ilgili değil.
Dikkat çekici olmayan bir şeyi daha fazla insana daha sık göstermek, onu dikkat çekici hale getirmiyor.
Sıkıcı bir şeyi 50 milyon kişiye gösterebilirsiniz. Sonuçta 50 milyon kişi sıkılır. Bu kadar.
Bunu dev markalar yapar
Ne yapar?
Onları zaten herkes tanıdığı için, herkese hitap etmek zorunda oldukları için, genel geçer bir mesajları vardır. Sıkıcı… Beyaz ötesi, mutluluğa kapak aç, bir bankadan daha fazlası…
Ama o sıkıcı mesajı, devasa bir medya bütçesiyle, üzerimize kürekle atarlar. Televizyon, radyo, basın, outdoor, sosyal medya, influencer…
Bütçe bu kadar dev olunca, markalar da yılların markaları olunca, zaten halihazırda milyonlarca müşteri olunca… İşler yürür. O markaların dikkat çekmekten çok, görünürlüğü kaybetmemeye ihtiyaçları vardır. İsterlerse her gün Masterchef’e 90 saniye girerler, isterlerse tüm Türkiye’yi billboard’la donatırlar, bitti gitti.
Sizin öyle bir lüksünüz var mı?
Yıllardır bilinen, herkesin tanıdığı, her köşe başında karşımıza çıkan bir marka mısınız?
TV’den sosyal medyaya outdoor’dan influencer’a, reklama o kadar para saçacak bütçeniz var mı?
Yoksa, bu işe başka türlü bakmanız gerek.
Sizin önce dikkat çekmeniz gerekir.
Kağıt üzerindeki erişim, gösterim, etkileşim rakamlarının sizi tatmin etmemesinin sebebi bu. İçten içe bu işte eksik bir parça olduğunu bilmeniz.
İşte o eksik parça dikkat.
İnsanların dikkatini çekip gündemlerine girmek. Zihinlerinde yer işgal etmek.
Nasıl anlarsınız?
Peki bir markanın dikkat çekip çekmediği nereden anlaşılır?
Erişim raporundan? Anlaşılmaz. Gösterim sayısından? Anlaşılmaz. O rakamlar sadece kaç kişinin telefonda kaydırırken önünden geçtiğinizi anlatır.