Büyük fikre giden yol

Büyük fikri bulmak için içeriden dışarıya düşünmek.

Büyük fikre giden yol
Photo by RUT MIIT / Unsplash

1.

1950’li yılların başında İzmirli bir öğretmenin Ankara’ya tayini çıktı. 20’li yaşlarının başındaki Tacettin öğretmen, İzmir’den Ankara’ya gitmek istemedi ve istifa etti. Babasının evinin alt katını atölyeye çevirdi ve ufak tefek tamir işleri yapmaya başladı.

Bir gün kapıdan bir arkadaşı elinde tuhaf bir “şeyle” girdi. Tahtadan yapılmış, içinde fırça olan tuhaf şeyi Tacettin’e gösterdi ve dedi ki: “Ben bunu geliştirmeye çalışıyorum ama bir türlü beceremiyorum”

O tuhaf “şey” üzerinde çalışmaya başladılar. Tacettin neredeyse 1 yıl boyunca atölyesinden çıkmadı. Sonunda çalışan bir prototip geliştirdi. Ama ürün çok gürültülüydü. Kimse bu kadar gürültülü bir ürünü kullanamazdı.

Denemeye devam etti ve yeni bir prototip hazırladı. Sesi azaltmak için tekerleri büyüttü. Ses azalmış, hareket kabiliyeti artmış ama büyük tekerler başka sorunlara yol açmıştı.

Sonunda oldu. Bir model gayet iyi çalıştı. Görüntüsü pek çekici değildi ama işlevinde hiçbir sıkıntı yoktu. Bunu satabiliriz, dediler. Başladılar.

Günde 100 tane satılıyordu. Para gelmeye başlayınca ürünü geliştirmeye devam ettiler. 10 yıl içinde satışlar günde 500’e kadar çıktı. Tam bu noktada da düşüş başladı. Çünkü ürünün başarısını görenler taklitlerini üretmeye başladılar.

Ürünün patentini almışlardı. Yasal olarak kendilerini korudular ama yasalardan önce ürün kendini korudu. Taklit ürünler 5-6 ayda kullanılamaz hale gelirken Tacettin’in ürettiği ürünler bozulmuyordu. (30 yıl hiç bozulmadan kullananlar olacaktı.)

Satışlar patladı. 14 ülkeye ihracat başladı. Tacettin, 1979 yılında İzmir’de vergi rekortmeni oldu. Ürün milyonlar satıyordu ve Türkiye’nin efsaneleri arasına girdi.

1980’li yıllarda o şey, Türkiye’deki her evde vardı. 1985 yılında Tayland’da bir evde ise, başka bir adam, 20 yıl sonra Tacettin beyin ürününe benzer bir ürünü üretmesine olanak sağlayacak, nadir bulunan bir “evreka” anı yaşıyordu.

2.

Rodney Brooks 1954’te Adelaide, Avustralya’da doğdu. Daha 4 yaşındayken ailesi ona "profesör" demeye başladı. O da lakabının hakkını vererek 1981’de Stanford’da doktorasını aldı. Sonra da MIT’nin Yapay Zeka Laboratuvarı’na geçti.

1985 yılının yazında 31 yaşındaki Brooks, eşi ve çocuğuyla 1 aylığına Tayland’daki kayınvalidesini ziyarete gitmek durumunda kaldı.

Evdekiler İngilizce bilmiyor, Brooks Tayca bilmiyordu. Hava aşırı sıcaktı ve dışarı çıkmasını pek istemiyorlardı. Çünkü o yıllarda Tayland pek güvenli değildi.

Eve tıkılan Brooks, sıkıntıdan evdeki sivrisinekleri ve böcekleri incelemeye başladı:

Minicik beyinleri ve hepi topu 100.000 nöronları var. İnsanlarda ise 100 milyara yakın nöron var. Ama bu böcekler, bizim yıllardır üzerinde uğraştığımız yapay zekalı robotlardan daha akıllılar. Kendilerine besin buluyorlar, avlanıyorlar, ürüyorlar, onları yakalamaya çalışınca kaçıyorlar… Biz bu robotları tasarlarken bir yerde yanlış yapıyoruz ama nerede?

Brooks’ta jeton o anda düştü ve robotların tarihi değişti.

O yıllarda robot teknolojisi, emekleme aşamasında bile değildi. Mesela Stanford’da geliştirilen bir robot, hareket edip engellerden kaçabiliyordu ama… Ama 1 metreyi 15 dakikada kat edebiliyordu. Birazcık yavaştı.

Kayınvalidesinin evine gitmeden önceki dönemde Brooks da, robotlar üzerinde çalışıyordu. Binlerce sayfalık kodlar, karmakarışık matematiksel denklemler ve çok yüksek işlemci gücü gereksinimiyle çözümler arıyordu. Çünkü o yıllarda robotlar klasik programlama tekniğiyle, kurallar dizisi şeklinde kodlamaya çalışıyordu. Her olası senaryo için önceden belirlenmiş komutlar...

Kayınvalidesinin evinde böceklere ve sineklere bakarken jeton düşünce, bu karmaşadan kaçması gerektiğini anladı. Her olası durumu kesin olarak öngörmesine gerek yoktu. Makineye basit talimatlar vermesi gerekiyordu.

Robota sensörler tak ve tek bir temel talimat ver: Hiçbir şeye çarpma.

İkinci bir talimat ver: Dolaş.

Sonra da bu 2 talimatla birlikte, yönünü belirleyeceği bir hedef ver.

Brooks’un ilk prototipi Allen isimli robot bu yöntemle, kalabalık bir odadan kimseye çarpmadan hızlıca geçebilecek hale gelmişti. Basit talimatlarla bir robotun hareket edebilmesi, önceki denemelere göre çok daha kolaylaşmıştı.

Bu şu an basit görünen ama o gün için devrimsel bir çözümdü.

Brooks 1990’da iRobot adında bir şirket kurdu. ABD ordusu için robotlar geliştirdi. Robotları kara mayınlarını temizlemek, yıkıntılarda arama yapmak ve askerlere teçhizat taşımak için kullanıldı.

2002’de ise şirketi, dünyanın ilk robot süpürgesi Roomba’yı geliştirdi. Roomba 25 milyondan fazla sattı.

3.

Tacettin bey satışlara başlamadan önce, yani atölyesinde o şeyi kullanılabilir ve satılabilir hale getirmeye çalışırken, bir yandan da “ismi ne olmalı” diye düşünüyordu. Bir marka ismine ihtiyacı vardı.

Ailecek görüştükleri, İzmir’in meşhur Kemeraltı’nda dükkanları olan 2 kardeş ve hanımlarıyla bir gece yine evde toplandılar. Tacettin bey hanımlara yine ürünü gösteriyor, anlatıyor ve ismi ne olsun diye soruyordu.

Tacettin beyin anlattığına göre, hanımlardan biri şöyle dedi: Bu alet gırrrr gırrrr diye ses çıkarıyor. Adı da gır gır olsun. (Gırgır'ın ne olduğu herkesin bildiğini düşünüyorum ama yine de not: Gırgır, mekanik bir süpürgedir.)

2013’te kaybettiğimiz Tacettin Hiçyılmaz, milyonlarca Gırgır sattıklarını söylüyor. Amerikalı Melville R. Bissell tarafından 1876’da icat edilen, bizim Gırgır ismiyle bildiğimiz alet, eskisi kadar olmasa da hâlâ bir şekilde üretiliyor ve satılıyor.

İlk olarak Rodney Brooks’un şirketinin tasarlayıp ürettiği robot süpürge de bugün oldukça popüler ve milyonlarca satılıyor.

Gırgır da robot süpürge de, teknolojileri farklı olsa da, aslında aynı sorunu çözen aynı aletler. Peki İzmir'den bir öğretmenle MIT'den bir yapay zeka uzmanını evi silip süpürme konusunda ürün geliştirmeye iten ne? Bu adamlar, evi süpüren bir alet tasarlamalıyım, diye mi yola çıkmış? Hayır.

İkisi de ürün geliştirmek için yola çıkmamış. Tacettin bey, arkadaşının elindeki "şeyi" çalışır hale getirmeye çalışmış. Brooks da zaten bir bilim adamı olarak robot teknolojisi üzerine çalışıyormuş.

Büyük fikri arayanlar için, bu iki adamın hikayesi belki bir yol tarif edebilir.

4.

Son zamanlarda sürekli karşılaştığım bir "tavır" var. Yeni teknolojileri kullanarak yeni bir ürün geliştirmeye niyetlenen girişimciler, yola çıkarken kendilerine şu soruyu soruyorlar: İnsanların hangi sorununu çözmeliyiz?

Tacettin bey de, Brooks da böyle bir soruyla yola çıkmamış. Hatta Jobs, Gates, Dell, Musk ya da Ford da böyle bir soruyla yola çıkmamış. Hiçbiri dışarıdan içeriye düşünmemiş. İnsanların buna ihtiyacı var ya da pazar bunu istiyor diye düşünmemişler. Onlar sadece, takıntılı oldukları şeyleri ısrarla yapmaya devam etmişler ve yaptıkları şey büyük fikre dönüşmüş.

Bu çok ince bir ayrım.

Belki de büyük fikir, aranan ve bulunan bir şey değildir. Belki de sadece odaklandığımız ve takıntılı olduğumuz şey bir yerden sonra büyük fikre dönüşüyordur, olamaz mı?

İnsanların hangi sorununu çözebileceğimizi düşünmek yerine, neye takıntılı olduğumuzu bulmak ve onun üzerine gitmek, büyük fikre giden yolun ilk kavşağı olabilir.

Üzerine düşünmeye değer.


Markanızın odak noktasını nasıl bulursunuz?

Odaklanan markalar çok daha güçlüdür. Ama nereye odaklanan? Hangi nişe?

Odaklanacağınız noktaya ve nişinize karar vermek için ilham gelmesini bekliyorsanız, zor. Şansa kalır. Ama bunun bir metodu var. 

Size bu metodu anlatmak için iki buçuk saatlik bir atölye çalışması hazırladım.

Detaylar👇

HOKUS FOKUS
Online Seminer - Atölye

Kaçırdıklarınız👇

Abonelik ücreti ödeyen profesyonel üyeler aşağıdaki makaleleri de okuyor

Özel makaleler - Engin Tezcan
Abonelik ücreti ödeyen profesyonel üyelere özel makaleler

Tacettin Hiçyılmaz ve Gırgır hakkındaki bilgiler: Capital dergisinden. Rodney Brooks hakkındaki bilgiler ise Boston Magazine ve MIT Technology Review.

Harika! Başarıyla kaydoldunuz.

Tekrar hoş geldiniz! Başarıyla oturum açtınız.

Engin Tezcan'a başarıyla abone oldunuz.

Başarılı! Giriş yapmak için sihirli bağlantıyı e-postanızda kontrol edin.

Başarılı! Fatura bilgileriniz güncellendi.

Faturanız güncellenmedi.